ZOMBİLEŞME VE ZIR-CAHİLLEŞME.?

Her varlık (her canlı) kimyasal bileşimine uygun davranış gösterir. Bedenlerin kimyasal bileşimleri ise iki farklı yoldan değiştirilebilir:

Paylaş:
  • Google'da Paylaş
  • Facebook'da Paylaş
  • Twitter'da Paylaş

ZOMBİLEŞME VE ZIR-CAHİLLEŞME.?

Her varlık (her canlı) kimyasal bileşimine uygun davranış gösterir. Bedenlerin kimyasal bileşimleri ise iki farklı yoldan değiştirilebilir:

İlk yöntem şu: Bedene zerk edilen kimyasal bir madde ile. Buna örnek olarak, bir eşek-arısı-türü, bir örümceğin hem ağzına belli bir zehir akıtır hem de o anda gövdesine yumurtalarını aktarır.

Zehirin etkisiyle bir süre baygınlaşan örümcek kendine geldiğinde artık zombileşmiş olur, çünkü verilen zehirle, kimyasal bileşiminde değişiklik olmuştur. Önceleri bilinen şekilde bir ağ ören örümcek, zombileştikten zonra farklı türde bir ağ örer. Bu ağ örümceğin avlarını yakalayacak şekilde değil, arının larvalarının korunmasını sağlayacak şekildedir. Canlı normal davranışından sapmıştır. Yani zombileşme, canlının kimyasal bileşimindeki değişikliklere uygun olarak normal davranışından saptırılması olayıdır.

Zombileşen birey kendi çıkarını koruyacak şekilde değil, kendisini zombileştiren kişi veya hayvanın isteğine göre davranır.

Kuduz virüsü bulaşan insanların saldırganlaşarak çevredeki insanlara zarar vermesi de buna benzer bir zombileşme olayıdır.

Toplumların zombileşmesi yanlış bilgi verilmesiyle olmaktadır.

Bir insanın davranışını, o insanın zihniyeti, yani hayata bakış açısı belirler. Zihniyetin ise iki farklı bileşeni vardır: Bilinç-altı ve Bilinç:

Bunlardan en etkili olanı “BİLİNÇ-ALTI” sistemi bilgileridir.

“Bilinç-altı” bilgileri, ana-rahmine yerleştirildiğimiz andan itibaren ve de çocukluğumuzun ilk 6 yılı süresince, çevremizdekilerin davranışlarının, gelenek ve göreneklerin, kopyalanması ile edinilir. Bu bilgiler, atalarımızın asırlar boyu oluşturdukları verilerin özetlenmiş sonuçlarıdır. Otomatiğe bağlanmış davranışlarımızın bulunduğu bu bilinç-altı sistemimize kayıt edilirler.

Bir fil küçükken ayağından zincirle bir yere bağlanmaya alıştırıldıysa, bu davranış filin bilinç-altına kopyalanır ve fil ondan sonra bu kopyalanmış şartlandırmaya uyarak yaşamaya devam eder. İnsanlar da ilk-6-7 yaşına kadar çevrelerindeki insanların davranışlarını aynen kopyalarlar, ve büyüdüklerinde de, fildeki gibi bu şartlanmışlıklara uyarak yaşarlar.

Çevresinde 3-4 farklı dil bile konuşulsa, o dilleri aksansız konuşacak şekilde kopyalar. Çevresindeki insanların davranışlarını da aynen kopyalarlar. Bilinç-altı, kişinin hiçbir müdahalesi olmadan çevresindeki olaylardan etkilenerek kopyalanan, yani başka insanların düşünce ve davranışlarının kopyalanmış halleridir. Çevredeki insanlar da yine daha eski kuşaklardan kopyalanan bilgilere göre programlanmış-şartlanmış olduklarından, bu döngü böylece devam eder. Kişiler kopyalanmış bu davranışların etkisi altında davranmaya mecburdur, onlara göre programlanmış, onlara göre şartlanmışlardır.

Bilinç-altına alınan davranışların en büyük kısmını ise atalarımızın otomatiğe alıp, gelenek ve göreneklerimize aktardıkları davranışlardan oluşurlar. Beynimizin büyük kısmı buna tahsis edilmiştir. Bilinç-altı, otomatiğe alınmış davranışlardan, iç-güdülerden oluşurlar. Bir davranış, (örn. Araba, bisiklet kullanmak) sık-sık tekrarlanmaya başlandıysa, o davranışlar da otomatiğe bağlanırlar ve bilinç-altı sistemine aktarılırlar. Bir araba kullanmayı öğrenmenin ne kadar zor ve stresli olduğunu hatırlayın. Ama öğrendikten sonra, artık hiçbir stres kalmaz, çünkü o kadar sık yapılır olmuştur ki, hücreler onu otomatiğe almışlardır. Yani bilinç-altı otomatiğe alınmış davranışlar topluluğudur. Her şeyi yeniden, sıfırdan başlayarak öğrenmek, çok zaman ve emek gerektirir, ki buna hiçbir ömür yetmez. Bu nedenle, “information & self-organisation” olarak özetlenen “bilgiye dayalı” oluşum ve gelişim sisteminde, eskiden-önceden edinilmiş bilgilerin kopyalanarak gelecek nesillere aktarılması temel bir prensiptir.

BİLİNÇ, o andaki arzular, beklentiler ve değerlendirmelere göre oluşturulur; yani o andaki duruma uyan davranış şeklidir. Okul dönemi ve sonrası evrede çok daha az etkili olanı ise edinilen bilgilere dayanırlar. “BİLİNÇ” sistemi verilerinin davranışlarımıza etki oranı %05den azdır. Yani bizler %95 oranında BİLİNÇ-ALTI sistemimizin etkisi altında davranmak zorundayız.

Halk tamamen gerçeklerden habersizdir ve bir sürü gibi, gelenek-görenek etkisi altında ön yargılı davranmaktadır. Halk, “namus-ahlak elden gidiyor” şeklinde bir yaygara ile kışkırtılarak, eski kulluk dönemine geri götürülmek üzeredir. Namus, ahlak toplum hayatının düzenli ve herkesin yararına olacak şekilde yürütülmesi için gerekli davranış türüdür. Halbuki insanlarımıza belletilen namus-ahlak kavramının temelinde erkek-dişi ilişkilerine (seks) yönelik bir anlayış ön planda yer alır. Bu tür bir anlayış, Nuh tufanı kavramının oluşmasına yönelik günahkâr olma hikayesinden kaynaklanmaktadır.

Doğada “information & self-organisation = Bilgilen ve ona göre örgütlen” sistemi geçerlidir ve varlıklar kendi aralarında karşılıklı etkileşimlerle oluşturdukları bilgilere dayanarak örgütlenip, bir üst-sistem (toplum) oluştururlar ve onu sahiplenirler (dinamik sistem). DİNAMİK SİSTEM Taban’dan Yönetime, yani karşılklı hizmet-alış-verişlerine dayanır.

Halbuki günümüz toplumları toplumların sevk ve idaresini tepedeki birilerine bırakmışlardır ve tepedekiler toplumu sahiplenirler (statik sistem). Statik sistem Tepe’den Yönetime dayanır. Çünkü, varlıkların bilinçsiz olduğuna, bilginin tepedeki sabit-değişmeyen, ebedi ömürlü bir efendi-RAB-sisteminde olduğuna inanılır.

Dolayısıyla zombileşme tamamen statik sistemli hayat anlayışının bir yan ürünüdür ve “namus-ahlak” gibi kavramlar tamamen yanlış anlamda kullanılmaktadır, çünkü erkek-dişi ilişkileri doğadaki bilgiye dayalı evrimsel gelişim için en gerekli bir bilgi-aktarımı sistemidir.

Toplumumuzun aymazlığının nedeni, Tepe’den yönetimli bir görüşle zombileşmiş olmasındandır. Zombileşme ise zır-cahilliğe götürmüştür.

Eğitilmemiş kişi en azından bilgisiz-cahil olduğunu bilir ve esnek davranır. Olan bitenlerin yararına mı zararına mı olduğuna göre karar verir. Ama yanlış bilgiyle donatılmış ve o bilgilerin doğruluğundan da şüphelenmemesi gerekliliği ile şartlandırılmış insanlar, cahillikten öte, zır-cahilleşirler. Çünkü mantıklı çözümlere de karşı çıkarlar ve zararlarına olan bir durumda ısrar ederler. İşte “kutsal kitap tezgahlayıcılarının” insanlığa ve özellikle de toplumumuza karşı uyguladıkları en sinsi tezgâh olma özelliği bundandır. Zira insanlığın tüm toplumsal sorularını çözen DOM-sistemi mutlu bir yaşam sistemi sunarken, hala kendilerini köleleştiren bir sistemde ısrar etmek, zır-cahillikten başka bir şeyle açıklanamaz.

Prof. İsmet Gedik


Mahiye Morgül

Mayana


@#ÖkkeşBölükbaşı ©#MedyaGünebakış

Ökkeş Bölükbaşı, İstanbul - Mart.2022 - okkesb61@gmail.com,

http://www.medyagunebakis.com/ -okkesb@turkfreezone.com,

Diğer Haberler

  • MARİOTTİ; DENİZ VE ÖTESİ SERGİSİ
  • *SERGİ V* *Vİ VERİ VENİVERSUM VİVUS VİCİ*
  • HENK VAN HOLLAND ve BENİM DÜNYAM KİTABI.!
  • *ŞAKİR ECZACIBAŞI* & *SEÇİLMİŞ ANLAR*
  • BU DİYANET AKADEMİSİ NE İŞ.?
  • *100 YILLIK BÜYÜK HESAPLAŞMA*
  • ZOMBİLEŞME VE ZIR-CAHİLLEŞME.?
  • ATASÖZLERİ.! & ATASÖZLERİMİZ.!
  • TARİHİ KUTSAL EMANETE SAYGISIZLIK
  • THE LAND OF LEGENDS İN UNDERSEA WORLD: 111 RESTORAN
  • TrabzonSporKlübü

    Nasa

    Kentim_İstanbul

    Doga_İcin_Sanat

    ABD_USA

    Department_State

    TelerehberCom

    Google_Blog

    Kemencemin_Sesi

    Kafkas_Music

    Horon_Hause

    Vakıf_Ay

    Dogal Hayatı_Koruma

    Seffaflık_Dernegi

    Telerehber

    Sosyal_Medya

    E-Devlet

    Türkiye Cumhuriyeti

    BACK TO TOP