BİR ÖLÜ İLE HOCANIN CENAZE SOHBETİ

Bir Ölü İle Bir Hocanın Tabut Başındaki Cenaze Sohbeti.!

Paylaş:
  • Google'da Paylaş
  • Facebook'da Paylaş
  • Twitter'da Paylaş

BİR ÖLÜ İLE HOCANIN CENAZE SOHBETİ

Bir Ölü İle Bir Hocanın Tabut Başındaki Cenaze Sohbeti.!


Neden beni getirip, teneşirde soydunuz ?

Arkasından yıkayıp,  bir tabuta koydunuz ?

Neden toplandı bugün, burada bunca kişi ?

Bir yanlışlık olmalı, anlamadım bu işi .!

Niçin bağlandı çenem?  Bu kefen neyin nesi ?

Söyleyin!. Gerçek midir, duyduğum salâ sesi ?

Ne işim var ki benim,  bu musalla taşında ?

Oysa olmam gerekir, işlerimin başında...

Yoksa bu yaptığınız; bir oyun , bir şaka mı ?

Tadında kalsın artık, bırakın şu yakamı.

Ya sen, hoca efendi!. Oyuna dahil misin ?

Ben nasıl ölürüm ki; bu kadar cahil misin ?

Yoksa kim olduğumu, sen de mi bilmiyorsun ?

Bir özür dileyip de, kendine gelmiyorsun ?

Haberin var mı benim, şöhretimden, şânımdan?

O derin mafyadaki, büyük itibarımdan?..

Belki merak edersin, unvanımı rütbemi;

Ulemâ susta durur, bir giyersem cübbemi.

Bana yakışıyor mu, burada böyle yatmak ?

Sanki ölmüşüm gibi, omuzlarda tur atmak ?..

Lütfen, hoca efendi, sürdürme şu oyunu;

Benim gibi bir kurda, güldürme şu koyunu..

Hele, şu cebindeki, telefonu bir ver de;

Bak nasıl açılacak, kapılar perde perde...

Şu gördüğün hüzünlü maskelere aldırma;

Onlara inanıp da, sakın namaz kıldırma.

Duydum ki; işgüzarlar, mezar bile kazmışlar.

Görüyorsun ya hocam, bunlar hepten azmışlar...

Kaldır artık tabutun, kapağını üstümden;

Sıkılmaya başladım, şu dikişsiz kostümden.

Aklını kullan hocam.! Ben sözümü tutarım;

Seni Ulu Cami'ye imam bile atarım...

Karar ver de bu işi, tatlıya bağlayalım;

Maaşına ilâve , bir katkı sağlayalım.

Bu kadar şaka yeter, beni artık salıver;

İlk taksitin yerine, şu zarfı da alıver...


DİNLE EY ÂCİZ MEVTA.!.

Dinle ey âciz mevta.!. Bu konuşan hocadır;

Gördüklerin ne şaka, ne de kandırmacadır.

Sağlığında ''yobaz'' der, beni hep küçümserdin;

Şimdi ne oldu sana, hocaya postu serdin ?..

Uyan artık ey mevta!. Sen öldün.. Sağ değilsin;

Çırpınışın boşuna, o dik başın eğilsin!.

Bu tabutlara daha, ne şöhretler girecek,

Neler gördü bu hoca, daha neler görecek...

Bekliyor Münker Nekir, şimdi seni mezarda;

Rüşvet müşvet geçmiyor, gideceğin pazarda.

Bu dünyada put yaptın, şan ,şöhreti, parayı;

Az sonra göreceksin, orda akla karayı.

Gelecek kulağına, önce şöyle bir hitap;

''Duymadın mı dünyada, Kurân diye bir kitap.?''

Duydum desen bir türlü, duymadım desen yalan

Kurtarır belki seni, mafyadan arta kalan...

Gerçekleri bu fakir, böyle getirdi dile,

Bilirim.. Bu satırlar, anlayana çok bile.

Uzatıp bozmayalım, şiirin kıvamını;

Herkes kendi getirsin öykünün devamını.


EY İNSANOĞLU.!.!.

Öleceğin gün için telaşlanma!.

Onca değer verdiğin bedeninin başına neler gelecek diye kaygılanma!

Ne olacak, nasıl olacak diye hiç üzülme.! Çünkü Müslüman kardeşlerin senin için gerekenleri yapacaklar:

1- Elbiselerini bedeninden çıkaracaklar.

2- Bedenini yıkayıp gusledecekler.

3- Yeni elbisen olan kefeni bedenine giydirecekler.

4- Evinden dışarı çıkaracaklar.

5- Ve yeni evine, kabre götürecekler.

6- Cenaze merasimin için birçokları işlerini bırakıp gelecekler.

7- Özel eşyalarını toplayacaklar.

Elbiselerin, çanta ve ayakkabıların, ne varsa hepsini seçip ayıracaklar; muvaffak olurlarsa onları sadaka olarak fakirlere dağıtacaklar...

Emin ol, sen öldükten sonra kimse işini gücünü  bırakıp senin hasretini çekmeyecek.

İşler ve ticaret kaldığı yerden devam edecek.

Senin görevin bir başkasına devredilecek.

Malın ve servetin bölüşülecek, mirasçıların hepsini sahiplenecek.

Sen ise kazandığın o malların hepsinden tek tek hesaba çekileceksin...

Öldükten sonra senden alınacak ilk şey adındır.

O nedenle öldüğünde sana “cenaze” derler; kimse seni isminle çağırmaz. Sana namaz kılmak için geldiklerinde, adını sormaz, “Cenaze nerede?”  diye sorarlar.

Omuzlarında taşıdıklarında ve defnettikleri zamanda da adını söylemez, cenazeyi tutun derler...

O hâlde, dikkatli ol; soy, nesep, milliyet, para ve makam seni aldatmasın...

Bu dünya ne kadar değersiz, karşılaşacaklarımız ise ne kadar da büyük ve korkunç.!

Öldükten sonra senin için üç tür üzüntü olur:

1- Seni biraz tanıyanlar,  “Yazık.!” derler.

2- Seni daha fazla  tanıyan dost ve arkadaşların birkaç saat veya en fazla birkaç gün üzülür, sonra da şakalarına ve gülüşlerine devam ederler.

3- Yokluğunu ve ayrılık acısını derinden hisseden ailen ise  birkaç hafta, birkaç ay veya en fazla bir yıl üzüntünü yaşarlar, sonra da seni kendi hatıralar arşivine atarlar...

İşte bu şekilde senin  halk arasındaki öykün son bulur ve güzelliğin, sağlığın, çocukların, evin, eşin, malın ve mülkün ne varsa hepsi elinden çıkar ve gerçek öykün başlar... Yani ahret hayatın...

Peki, ölüm için, kabir için, ahret için ne kadar hazırız. ?

Bu, üzerinde durmamız ve çokça düşünmemiz gereken bir gerçektir...

Bu mübarek ayların hürmetine yardım et bizlere Allah’ım!...

0532 156 39 02 - 27.5.2018


@#MedyaGünebakış ©#MedyaGünebakış

Ökkeş Bölükbaşı, İstanbul –Mayıs.2018- okkesb61@gmail.com,

http://www.medyagunebakis.com/ -okkesb@turkfreezone.com,


Diğer Haberler

  • DARBE KİMDEN GELİRSE GELSİN KARŞIYIZ..
  • TRABZONLULAR BİRLEŞİNİZ
  • SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI…
  • KUL VE MAHLÛKAT HAKKI..
  • ADAM OLMAK–OLAMAMAK VE GAZETECİLİK
  • SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI..
  • DERNEKLER KANUNUNA MUHALEFET
  • TrabzonSporKlübü

    Nasa

    Kentim_İstanbul

    Doga_İcin_Sanat

    ABD_USA

    Department_State

    TelerehberCom

    Google_Blog

    Kemencemin_Sesi

    Kafkas_Music

    Horon_Hause

    Vakıf_Ay

    Dogal Hayatı_Koruma

    Seffaflık_Dernegi

    Telerehber

    Sosyal_Medya

    E-Devlet

    Türkiye Cumhuriyeti

    BACK TO TOP